HABERLER

 

AB GIDA GÜVENLİĞİ İSTİYOR



AB üyeliği için hazırlanan Türkiye’nin gündemindeki en önemli konulardan biri gıda güvenliği. Ürünlerimizin AB standartlarına uygun hale gelmesi için yapısal ve sektörel düzenlemeler yapılıyor. Gıda güvenliği, AB’nin en önemli gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Artan dünya nüfusu, değişen iklim koşulları, tarım ürünlerinde sağlık açısından görülen risk ve tehlikeler, ambalajlama sırasında uygulanması gereken kritik kurallar vb. unsurlar, bu konudaki hassasiyeti arttırıyor. Amaç, insan sağlığını olumsuz etkileyebilecek her türlü riski ortadan kaldırmak, sağlıklı ve yararlı besin maddelerini tüketiciye sunmak için bir standart oluşturmak. Dünyanın en büyük gıda ihracatcısı ve ithalatcısı olan AB, işte bu nedenle, ithalat yaptığı ülkelerden ve yeni üyelerinden bu standartları talep ediyor ve uymayanlarla ticari ilişkiye girmekten kaçınıyor. AB’ye tam üyeliğe hazırlanan Türkiye’nin de, diğer yeni üye ve aday ülkeler gibi ciddi bir hazırlık çalışması yapması gerek. Kısacası, AB’nin tüm standart ve kurallarını, kendi iç süreçlerimize aktarmamız gerekiyor. Bununla ilgili yasal süreç hayata geçti. Üretim ve işleme altyapısı iyileştirilirken, denetim mekanizmaları da güçlenecek. Elbette sektör temsilcilerinin de yapması gereken önemli çalışmalar var. 
  
 Çiflikten Çatala Denetim
 Gıda güvenliğinin AB için önemi büyük. AB, gıda güvenliğini ’çiftlikten çatala’ şeklinde ifade edilen bir yaklaşımla ele alıyor. Bu amaçla kurulan Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu’nun ana görevi, gıda güvenliği ile ilgili yasaların son derece şeffaf bir dille yazılmasını ve gıdaların -sofraya ulaşana kadar- her aşamada sıkı bir şekilde denetlenmesini sağlamak. Gıda sağlığını ve güvenliğini, yasal düzenlemelerin yanı sıra kurumsal yapılanmalarla da sağlıyor. Gıda kalitesi ve güvenliği konusunda oluşturulan 2 kurum dikkat çekiyor. Bunlardan ilki AB Komisyonu’nun oluşturduğu Avrupa Gıda ve Veterinerlik Ofisi. Ofis gıda güvenliği ve sağlığı ile hayvan ve bitki sağlığı alanlarında birlik içerisindeki denetim sistemlerini destekliyor. Diğer kurumsal yapı ise Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi. Bu otoritenin başlıca sorumluluğu, gıda güvenliği üzerinde dolaylı veya dolaysız bir etkisi olan tüm konularda, bağımsız bilimsel tavsiye sunmak. Üye devletler bünyesinde faaliyette bulunan gıda kalitesi ve güvenliği konusundaki benzer otoriteler arasında bir iletişim ağı oluşturulması da Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi’nin görevleri arasında. Denetimler, yem üretimi de dahil olmak üzere, üretim, işleme, depolama, nakliye ve perakende satıştan oluşan gıda zincirinin tüm halkalarında, bir bütünsellik içinde gerçekleştiriliyor. Bir yandan iç pazarın etkin işleyişi sağlanırken diğer yandan izleme yöntemleri ve önlemlerle AB’ye giren tüm gıda ürünleri denetleniyor. Bu noktada, gıdaların yanıltıcı olmayan bir biçimde ambalajlanması ve etiketlenmesi de kritik ölçüde önemli. Paketlerin üzerinde, ürünün satışa sunulduğu isim, içeriğinin listesi, katkı maddelerinin miktarı veya türleri, maksimum dayanıklılık tarihi, kolay bozulabilir gıda maddeleri için son kullanma tarihi, özel saklama ve kullanma koşulları gibi bilgilerin, gözle görülür bir şekilde mutlaka  bulunması gerekiyor. İşte bu amaçla Türkiye’de uygulamaya geçen Gıda Yasası ile, öncelikle AB’nin gıda mevzuatına ve yasal uygulamalarına uyum sağlanacak. Sözkonusu yasa ile, gıda sanayinin önünün açılması, kayıt altına alınması, izlenmesi, denetlenmesi, rekabet edebilir duruma getirilmesi ve sürdürülebilir kılınması amaçlanıyor, teşvik edici ve kolaylaştırıcı düzenlemelere gidiliyor. Gıda güvenliğinde risk oluşturan unsurların, kaynağında giderilmesini ve üretimin her aşamasında önlem alınmasını mümkün kılacak bir sistem geliştiriliyor. Bunun yanında, insan sağlığının korunması ve gıda güvenliğinin sağlanabilmesi için, risk değerlendirmesi, yönetimi ve iletişimine dayalı bir mekanizma kurulacak. Gıda ile ilgili bilimsel ve teknik verileri araştırmak, düzenlemek, analiz etmek ve yorumlayarak görüş oluşturmak üzere bilimsel komiteler oluşturulacak. Bu bağlamda, Türk gıda sanayisinde açılım yapmak, uluslararası entegrasyon sağlamak amacıyla, organik gıda, fonksiyonel gıda, takviye edici gıda, özel tıbbi amaçlı diyet gıda gibi yeni ürün tanımları da getirildi. Bu sayede ürün çeşitliliğin arttırılması ve tüketicilerin arzu ettikleri gıdaları etiket bilgilerinden kolayca anlamalarının sağlanması hedefleniyor. Gıda Güvenliği Yasayla Sınırlı Değil
 Peki Tarım Bakanlığı’nın hayata geçirdiği yasal düzenlemeler, gıda güvenliğinde standartları oluşturmamız için yeterli mi? A & T  Gıda Kontrol Laboratuarı’ndan gıda mühendisi Ayhan Özoğuz, konunun yasal düzenlemelerle sınırlı olmadığına dikkat çekiyor; "Gıda güvenliğini etkileyen en önemli unsurlardan bir diğeri çevre koşullarıdır. Öncelikle tarım alanlarıyla yerleşim birimlerinin birbirinden ayrılması gerekir. Gıda güvenliği ilk etapta buradan başlar. Diğer adım tohumdur. Türkiye’ye giren tohumları kontrol ederek, bunların iklim koşullarımıza uygun olup olmadığını, verimliliğini biliyor olmalıyız. Bir diğer unsur ise zirai ilaçlar. Bunların öncelikle AB’ye uyumlu olarak ruhsatlandırılması gerekiyor. Hangi ölçekte kullanılacak? Hasattan ne kadar önce kesilecek? Bunlar mutlaka kontrol edilebilir olmalı. Bu konu iç piyasa için de önemli. Bakın, kendi kendimize yettiğimiz gıda kaynaklarına sahipken, çok büyük hatalar yaparak geriye gidebiliyoruz. Örneğin çok nadide bir patates yetiştiriyoruz. Ama daha çok üretim yapalım diye, daha fazla ilaçlamayla bazı bölgeleri kullanılamaz hale getirdik. Dolayısıyla üretim planlamasına da ihtiyacımız var." Özoğuz’a göre bu noktada kritik konu Toprak Kanununun uygulanması. Çünkü bölünmüş arazilerde verimli üretim yapılamıyor, verimli üretim yapılamayınca da katma değer yaratılamıyor. Çiftçi bu sorunu aşmak için, daha fazla zirai ilaç kullanarak daha fazla ürün almaya çalışıyor. Ve böylece gıda güvenliğinden uzaklaşıyoruz. Bu noktada ise resmi otoritelerin denetimine daha fazla ihtiyacımız var. Üretici Birliklerinin Çalışması Gerek
 Peki gıda üreticileri bundan sonra nasıl hareket etmeli? A&T Gıda Kontrol Laboratuarı’ndan uzman biyalog Ayşenur Ulca ise, öncelikle üretici birlikleri ve kooparatiflere önemli görevler düştüğünü söylüyor; "Gıda güvenliği toplumsal sağlığımız, iç ve dış ticaretimiz için önemli bir nokta, bunun gerekliliklerini yerine getirmeliyiz. Çevremizi temiz tutmalı, düzgün tohum almalı, damızlık hayvanımızı doğru seçmeliyiz. İlaçlamayı kurallara uygun olarak yapmalıyız. Elbette bu gibi işleri düzgün yapan firmalar var. Toprağından fidesine, ağacın yetişme koşullarından ürünün toplanmasına, ambalajlamadan nakliyeye kadar, her süreçte gıda güvenliğinin ilkelerini tam olarak uyguluyorlar. Tabii bu örneklerin çoğu büyük firmalar, herkesin böyle büyük yatırımlar yapmasına imkân yok. Peki bu noktada çözüm ne? Üreticilerin bir birlik haline gelerek ortak güç oluşturması, bu güçle dünya standartlarında çalışmaları gerek. Yalnızca taban fiyatı belirlemeleri yetmez, hangi ürün grubuna hizmet veriyorlarsa o grubun üreticilerini bilgilendirmeli ve destek olmalılar. Bütün üreticilerin fide hakkında bilgi sahibi olması ya da ıslah çalışması yapılmış bir tohuma ulaşması çok zor. Üretici birliklerinin, tohum ihtiyaçlarının belirlenmesi, toprak analizlerinin yapılması gibi konularda da destek vermeleri gerek. Hangi ürün çeşidi hangi toprağa uygun, sulu tarım mı yapılacak yoksa normal mi? Bu soruları çoğaltmak mümkün.  Bunun gibi birçok konuda eğitim vermeleri gerekiyor. Herşeyi devletten bekleyemeyiz." Bir diğer önemli süreç ise laboratuvar çalışmaları. Ayşenur Ulca, bu anlamda organize bir çalışma yapılmadığına da dikkat çekiyor. Onun deyimiyle ’Türkiye’nin gıda haritası’ adım adım oluşacak. Elbette AB’nin uzun yıllar boyunca hazırladığı şartlar var. Türkiye AB’yi geriden takip ediyor. Ancak artık mesafeyi kapatmamız gerekiyor. Bu konuda da çalışmalara başlandı. Örneğin Tarım Bakanlığı kapsamlı bir mevzuat yayınlamaya başlıyor. Mevzuatın yürürlüğe girmesiyle, bu konuda çalışacak kişiler de organize olacak. Süreç gelişmeye başlayacak. Bu kişiler, örneğin kontrolsüz zirai ilaç kullanımı konusunda çiftçileri eğitecek. Ulca’ya göre, gıda güvenliğinde kritik noktalardan biri de etiket. Etiketin üzerinde yazılması istenen bilgiler, her ülkede farklı. Ancak belli başlı ortak noktalar da var. Örneğin Tarım Bakanlığı’nın, ürünün ithalatına dair izni ve üreticinin adresi temel kritik bilgiler arasında. Bunun yanında  ürünü anlatan çok iyi bir isminin olması gerekiyor. Etiket bazen kritik sorunlar yaratabiliyor. Örneğin son kullanma tarihinin yazılmamış olması ya da okunaklı olmaması veya genel etiket üzerine yazılıp, ürün üzerindeki etikete yazılmaması gibi. Ambalaj konusunda ülkelere göre değişen ilginç uygulamalar da var. Örneğin Almanya, ithal ürünlerde ’geri dönüşümlü ambalaj’ zorunluluğunu getirdi. Ambalajınız geri dönüşümlü değilse, doğaya verdiği zarar için hayli yüksek meblağlarda tazminat talep ediliyor. İhracatçımız da bu durumda ürünü geri almayı tercih ediyor. Yeni Yasa Neler Getirdi ?
 
 > Daha önce kanun hükmünde kararname ile yönetilen gıda sektörü, kendi kanununa kavuştu.
 > Gıda sektöründeki tüm yetkiler Tarım Bakanlığı’na devredilerek bir merkezde toplandı. Sağlık Bakanlığı ve yerel yönetimlerin sektördeki yetkisi kalktı. Ruhsatlandırma, denetim ve kontrol gibi tüm uygulamalar ise artık İl Tarım Müdürlükleri tarafından yürütülecek.
 > İlk kez Ulusal Gıda Komisyonu, Gıda Bankası gibi organlar kurulacak.
 Yalnızca işyerinin hijyenik olması, çalışma ruhsatı ve üretim için yeterli olmayacak.
 > Denetimler satış, üretim ve HACCP kuralları olmak üzere 3 farklı listeden yapılacak.
 > Denetimlerde yalnızca Tarım Bakanlığı’na ait denetçiler yetkilendirilecek. Hiçbir gıda açıkta satılmayacak, yaş sebze ve meyve hariç tüm gıdalar ambalajlı olacak. Ekmek de ambalaja girecek.
 > Tarladan sofraya ’izlenilebilirlik’ sağlanacak. Böylece, sorunlu bir ürünle karşılaşıldığında ilk aşamaya kadar incelenip hata tespit edilecek.
 > Gıda işletmelerinin niteliğine göre gıda ve ziraat mühendisleri ve veteriner hekim istihdam edilecek.
 > Denetim ve kontrol mekanizması, işyerinde başlayarak, sorumlu yönetici vasfındaki personelle sağlanacak. Faaliyet yürütülen binanın imar yasasına uygunluğu gibi koşullar da aranacak.
  
 
Kaynak:
Kobifinans Dergisi 8. Sayı
 

©2008 SUTURUNLERI.COM
Hakkımızda | Reklam | İletişim | Gizlilik